Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na 16'ncı kez hitabında yaptığı açıklamada, "Gazze'de son üç yılda, çoğu çocuk ve kadın, 74 bin kardeşimiz israilin devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır." dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81'inci oturumunda Genel Kurul'a 16'ncı kez hitap etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlara hayırlı olmasını Rabb'iimden niyaz ediyorum.
On yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Guterres'e çabalarından dolayı tebriklerimizi, teşekkürlerimizi iletiyorum.
Sayın Başkan, değerli üyeler. 26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Anlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: “Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve anlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.” demişlerdi.
Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti. Ama insanlık hâlen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor.
Öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece son bir yıldaki tabloya göz atmak kâfidir. Bakınız, geride bıraktığımız 12 ay, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı.
Yalnızca Gazze'de son üç yılda, çoğu çocuk ve kadın, 74 bin kardeşimiz israilin devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne babalarının naaşlarını çıkarıyor. israilin saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular, tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor.
Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlası şu anda hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için, vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir.
Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump'ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1.500'ü aşmıştır.
israil Hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemini yaşıyoruz. Kudüs'te Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişimi engelleniyor. Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Şimdi, değerli dostlarım, bugün kalbimle, kelamım mağarasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın. Kimse gücenmesin, alınmasın.
Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insan ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
Güvenlik Konseyi dünya 5'ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir. Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken diğer yandan adil düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz. Bazı temel prensipleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Yapanın yanına kâr kaldığı, cezasızlığın sıradanlaştığı sistem çürümeye mahkumdur.
Evvela uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki, yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur.
İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak bu ülkeyle hareket ettiğimiz Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık. Hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk.
Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir.
Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısızlıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar eninde sonunda huzur ve istikrarda birleşecektir.
Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno-kutuplaşma ve dijital hegemonya ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır. Kıymetli delegeler, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmıyoruz. Attığımız her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışındayız. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan'la kurduğumuz savunma ittifakıyla hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor.
Altını özellikle çiziyorum. Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri israil üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Şunu herkes artık kabul etsin: Filistin Devleti'ni bozma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. Bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz."